DOLAR 7,0506
EURO 8,4168
ALTIN 461,022
BIST 1091,8
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Az Bulutlu

Değerli taş koleksiyoncusu

20.12.2017
295
A+
A-

Her şeye yeni baştan başlamak için, eskisi gibi bir -deli- tesadüf beklemekten başka çare yok. Kendini geçmişten bir ‘an’ ile tekrar buluşmaya ötelemişken, bunu hayal ettiğinde bile umut doluyor insan.

 

Bir kısa film izledim. Dört dakika. Muhtemelen bilirsiniz, Youtube’da izlemişsinizdir. Orijinal adı “J’attendrai le suivant” olan bu Fransız filminin Türkçe çevirisi “Sonrakini Bekleyeceğim”. En İyi Kısa Film dalında 2003 yılı Oscar adayı olmuş. 2004 Avrupa Film Festivali’nde de En İyi Kısa Film Ödülü’nü almış.

Youtube videosu şu:

{youtube}watch?v=VqwgeZooUmQ&feature=youtu.be{/youtube}

Film kısaca şöyle: Genç bir adam metroya giriyor, “Fransa’da 5 milyona yakın bekâr kadın varmış. Neredeler peki?” diyerek başlıyor konuşmasına ve yalnızlıktan bıktığını, sosyalleşmek için yaptığı şeylerin de olumsuz sonuçlandığını büyük bir açık yüreklilikle, tanımadığı insanlara anlatıyor.

 

Metrodakiler onu kâh gülerek, kâh şaşırarak dinliyorlar. Bir başka adam tüm bu konuşmaların saçmalık olduğunu iddia etse de adamın yalnızlığı başına vurmuş gibi.

Sözlerini şöyle bitiriyor: “18-55 yaş arası, mutluluğa inanan bekâr bir bayan arıyorum. Aranızda ilgilenen varsa, bir sonraki durakta dikkat çekmeden inebilir. Peronda ona eşlik edeceğim.” 

Diğer istasyona gelindiğinde, film örgüsünün üzerinden başlayıp devam ettiği kadın kahraman, ‘fırsat bu fırsattır, hadi bakalım’ diye düşünerek ‘pıt!’ diye atıveriyor kendini metronun dışına. O ne güzel, ne umut dolu bir sıçrama anlatamam… 

Metronun kapısı kapanırken adam: “Matmazel” diyor, “…” (Yok burasını yazamayacağım, hâlâ bilmeyenler var ise onlara sürpriz olsun).

Kadın, aşkı için atmıştır kendini istasyonda. O kadar güçlü bir duygudur ki bu, ne rezil olma korkusu düşünür ne de ‘mahalle baskısı’.

Kadın, kendisi için atmıştır kendini metrodan dışarı. Daha iyi bir şeyler için. Adamın ve kendisinin ayrı ayrı nedenlerden içinde bulunduğu buhranlı durumdan kurtulmak için bir ışık yanmıştır sanki içinde.

Nasıl ışık alacakaranlıkta parlar ve o karanlığı dağıtırsa umut da, yalnızlığın uçsuz bucaksızlığında öyle parıldar ve yalnızlık onu alt edemez. 

İşte o ışığın peşinde koşmak… Bir ateşböceği gibi.

 

 Çok eskilerde kalan bir anıyı canlandıran küçük bir ‘şey’in peşinde koşmak… Nasıl da ışıldatır gözlerimizin içini. Uzun uzun bakarız ona. İşte, gözlerimizin önündedir ya da bunca zaman sonra gözlerimizi kapattığımızda birden beliriverir! 

 

Eski, tozlanmış bir günlük olur bazen. Belki de bir hatıra defteri. Yediğimiz bir çikolatanın (nedendir bilinmez) atmaya kıyamadığımız alüminyum ambalajı, biriktirdiğimiz gazoz kapakları… 

Belki de tüm bunlardan başka bir şey. Yağmur damlalarının yere değmeden önce ağaç yapraklarını ıslatması, mis gibi tazelik kokusunun yayılması etrafa… Ya da çok eski bir şarkının, mırıldanma makamında çıkıvermesi dudaklarımızın arasından… 

Sokakta bulup, eve getirmek için annemize ağladığımız minik kedi yavrusunun boynuna bağladığımız kurdele çıkar ya bir kutunun içinden. O kutu taşır kediyi, kediden sonrakileri, başka başka kedileri, ‘büyük’ kedileri, benim bilmediğim ve sizi tam da şu anda gülümseten neleri, neleri… 

 

İşte böyle… Hayat geçerken sepetimizden döktüğümüz değerli taşları bizim için toplar, koleksiyonunu yapar. Gittiğimiz restoranda 1 yaşındaki bebeğinizin bir türlü elinden bırakmak istemediği çay kaşığını ona hediye eden garsonun gülümsemesi ya da ne bileyim, hiç beklemediğiniz bir yerden gelen mutluluk haberinin sizi heyecanlandırması… Gökte bir yerde birleşirler ve üzerimize yağarlar, tüm olan biten kötülüğe rağmen…

 

Zaman bizim koleksiyoncumuzdur, bağrında taşır bizim için biriktirdiklerini. Sonra olmadık bir anda, ne var ne yoksa döker eteğinden.

O deli tesadüfler olmasa, biz geçmişimizle gelecekte buluşmak üzere randevulaşmamış olsak… 

Kendimizi bir durakta dışarı atmanın verdiği riski göze almadan, son istasyona dek gitmek üzere binmiş olsak o metroya…

Yaşamanın ne anlamı kalır ki!



YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.