Ekonomi Doktorunuz

DOLAR 8,3192
EURO 9,7475
ALTIN 497,88
BIST 1.127
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Gök Gürültülü
İstanbul
21°C
Gök Gürültülü
Cum 19°C
Cts 17°C
Paz 16°C
Pts 17°C

Ben yaşamda kendini “Biyopsikososyalleştirebilenlerden” biri olma yolunda ilerlemeye çalışıyorum.

Başlığın uzunluğu ve diksiyon eğitimlerinde kullanılan tekerlemelere benzeyişi sizi korkutmasın.

Amacım sadece dikkatinizi çekebilmekti, o kadar.

Aslında bu tuhaf başlık yerine Sabahattin Ali’nin “İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı.” sözlerine yakın ustalıkta bir şeyler yazabilmeyi gerçekten çok isterdim.

Yine de bu satırları okumaya başladıysanız, yazının başlığıyla dikkatinizi çekmeyi başardım demektir.

İlkyazımda size kendimi anlatmak istiyorum çünkü. Sıradan biri olarak başka şansım yoktu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık tanımında kabul ettiği bu birlikteliği (biyolojik-psikolojik-sosyal) yaşam döngümde farkında olmadan bir araya getirmeye çalışan, ama filmin sonunu henüz bilmeyen bir insanım sadece. Yaşamın her alanında hakkıyla var olmaya çalışarak soluk almanın dayanılmaz hafifliğini hissetmek istiyorum.

Ben yaşamda kendini “Biyopsikososyalleştirebilenlerden” biri olma yolunda ilerlemeye çalışıyorum.

Sözü daha fazla uzatmadan anlatmaya başlayayım. İlginizi çekerse okumaya devam etmek isteyebilir ya da daha sonra devam edebilirsiniz, karar sizin.

Efendim, benim adım Seyfettin Babat.

Bundan 55 yıl önce, bir sahil kenti olan İskenderun’da doğdum. Kısa süreli gidiş ve dönüşlerim olsa da, yaşamımın büyük bir bölümünü burada geçirdim. Sanırım gözüme değecek son ışık da bu kentte sönecek, öyle görünüyor. Ama mutlu ve dolu dolu bir yaşam sürebilmek için son ana kadar “biyopsikososyal” bir farkındalıkla akışta olmaya, düşünsel ve bedensel bir varoluşsal mücadeleyle bunun hakkını vermeye devam etmek istiyorum. Bu üçlüden sadece biri olmayı kabul etmek hep çok zor gelmiştir bana.

Ben yaşamda kendini “Biyopsikososyalleştirebilenlerden” biri olma yolunda ilerlemeye çalışıyorum.

Geçmişe dönüp baktığımda iki sokak var anılarımda: Birisi doğduğum evin olduğu, diğeri ise büyürken dört bir yanında koşturduğum. Aslında pek uzak sayılmazlardı birbirlerinden. Biri diğerinin köşesindeydi sadece.

Yine de en çok anım, büyüdüğüm sokağa aittir… Öyle pek büyük değildi, ama altı yaşımın adımları için kocaman bir mekândı. Bir üst sokağın çocuklarıyla oynamaya gitmek şehri bir baştan diğer başa geçmek gibiydi bizim için.

Çocuk denecek yaşta ilk tiyatro oyunlarımı yazıp, yönetip, oynadım. Sokak aralarında bizi izlediğini sandığımız bir kameraya karşı kovboy filmleri çektiğimizi düşündük mahalledeki arkadaşlarla, en çok da Tayfun’la. Şimdi nerededir bilmiyorum, ama onunla evlerimizin damlarına çıkıp duman aracılığı ile haberleştiğimiz de olmuştur. Büyüklerden biri yakalayınca filmimiz hep acıklı bir sonla bitmiştir. İşte tam da burada annemden söz etmem gerekiyor, aslında tüm bunların müsebbibi olan kadından. Annem film izlemeyi çok severdi. Ben ve kardeşlerimi büyütürken bize hiç masal anlatmadı. İzlediği sinema filmlerin hikâyelerini anlattı hep. Düşlerimizde izlemeye devam ettiğimiz filmlerle büyüdük üç kardeş.  İnce bıyıkları, arkaya taranmış saçları olan babam, biz uykuya daldıktan sonra dönerdi işinden. Uykumuzda bizi alnımızdan öpen esas oğlan olarak hatırlıyorum onu. Bir ay önce onu toprağa verirken, ben de aynı şekilde uğurlamak istedim kendisini, ama pandemi yüzünden yapamadım.

 

Nerede kalmıştık? Evet, anımsadım. Büyüyordum. Sinema benim için büyük bir tutkuya dönüşüyordu.

 

Ben, diğer çocuklar büyümeye devam ettik. Zamanı geldiğinde birer ikişer ayrıldık o sokaktan. Yeni sokaklar bulduk kendimize koşup oynayacağımız, ama hiç biri o eski sokak kadar mutlu kılmadı bizi.

İlkokul maceram bir karabasanla başlamıştı. Kan ter içinde uyandığım bu rüyanın ardından hep çok çalışmak ve başarmak zorunda hissettim kendimi. Sonradan sevdim çalışmayı, hala da seviyorum.

Kanım damarlarımda kaynamaya başladığında şiirler karaladım, hatta bazılarına ödül verdiler. Resim öğretmenime duyduğum aşk (!) yüzünden resim yapmaya başladım. O resimlerin hiçbiri yok artık, olsalar da kimselere gösteremem onları, gerçekten naif ve özeldi her biri.

 

Üniversite yıllarımda sinemanın mutfağına gönül verdim. Kısa metrajlı senaryolar yazdım, hiçbirini çekemedim ama.

Âşık olmanın kendisine duyduğum aşk yüzünden, hep birilerini sevdim, sevdiğimin aşkın kendisi olduğunu bilmeden.

 

Okulumu bitirip memleketime döndükten uzun bir süre sonra evlenip çoluk çocuğa karıştım. Bu arada kısa hikâyeler, radyo ve tiyatro oyunları yazmaya başlamıştım. Ustam Ayla Kutlu oldu. O beni edebi annem olarak yeniden doğurdu. Ama edebi oğlunun mürüvvetini göremedi hala. Çünkü bu tembel(!) adam, (yani ben) yazdıklarını bir türlü bir araya getirip yayınlanabilecek bir dosya haline getiremedi, belki de getirmek istemedi. Çünkü o adam (yani yine ben) yazma eyleminin kendisini seviyor olabilir. Ya da biraz fazla mükemmeliyetçi bir tarafı olduğu için, istediği yere vardığından emin oluncaya kadar olduğu yerde yazmaya devam edecek, belki de çocukları ve çok yakınındakiler dışında kimse okumayacak onu. Varsın öyle olsun. Onun herkes tarafından görülmek gibi bir derdi yok, dese de külliyen yalan. Yoksa burada ne işi olurdu? Narsistik çağrışımı bu kadar bol bir yazıyı neden kaleme almış olabilir ki?

 

Neyse kendi psikolojimin dehlizlerinde daha fazla savrulmadan anlatmaya devam edeyim.

 

Halam öldüğünde onun ardından bir hikâye yazmak istemiştim. O kadar romantik bir girişi vardı ki öykünün, öyle devam edeceğini sanmakla yanıldığımı, yazdığım bir şimşek sahnesinden sonra hayretler içerisinde deneyimledim. Son noktayı koyduğumda hikâye halamdan başka bir kadını anlatıyordu. Ataerkil bir çevrede büyümüş, egemen kültür sayesinde her yeni günle yeniden ve aynısının tıpkısı şeklinde yeniden üretilen toplumsal cinsiyet dayatmalarının baskısını yaşamış, kendini bu sınırlar içerisinde ifade etmek zorunda kalmış, arzularını hep gizlemiş, yaşadığı şiddete karşı tepkisini ironik bir şekilde gösteren yol yordam bilmeyen, sınır tanımayan bir kadına dönüşen Nesibe’nin hikâyesini anlatmıştım. Adı da “Nesibe Uyuyor” idi. Bu hikâyemle Özgür Pencere Edebiyat Derneğinin Kadın hikâyeleri yarışmasında 3. lük ödülü aldım. Yazdığım hikâyelerin çoğu egemen kültürün kıstırmaya çalıştığı kadınların trajedilerini anlatmaya devam ediyor. Bir kısmı da çocukluğumun geçtiği İskenderun’u nostaljik bir dille anlatıyor.

 

Serde tiyatro ve sinema vardı ya, tiyatroya daha fazla bulaşmadan yaşamaya devam edemezdim. Çünkü ben, uslanmaz bir biyopsikososyalim.

Ayla Kutlu’nun “Sen de Gitme Triyandafilis” adlı öyküsünden uyarladığım oyun Devlet Tiyatrolarında oynandı, “Konsolos Çiçekleri” ve “Keman” adlı iki radyo oyunum da TRT radyolarında yayınlandı. Bu arada  boşandım. Ancak bu evlilik bana dünyalar güzeli iki kız çocuğu vermişti, bir de on altı yıl süren güzel bir birliktelik ya da öyle sandığım.

 

Bu arada İskenderun Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyunlarında oyuncu, yönetmen ve yazar olarak görev almayı ihmal etmedim. Bir taraftan da eğitimin aldığım işimi yapıyordum. 1988 yılında Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden mezun olmuştum. Sonrasında Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Ön lisans bölümünden de mezun oldum.

Bir süre sonra hipnoz giriverdi yaşamıma.

İlk hipnoz eğitimimi, Dr John Butler tarafından kurulan ve yönetilen (HTI) Britanya Hipnoterapi Enstitüsü’ne bağlı bir kurum olan Türkiye Hipnoterapi Enstitüsü’nde (HTIT), Dr John Butler’dan aldım. Bir yıl önce de Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Sağlık Bakanlığı Onaylı Hipnoz Uygulama Sertifika Kursuna devam edip, belgemi almaya hak kazandım.

 

Üsküdar Üniversitesi Getipmer tarafından düzenlenen “Klinik Hipnoz Günleri” nde “Dental Anksiyete,Dental Fobi ve Hipnoz” başlıklı bir sunum yaptım. Bu sunumum Üsküdar Üniversitesi Klinik Hipnoz ve Tamamlayıcı Tıp Dergisinde makale olarak yayınlandı.

Bunun beni psikoloji anlamında akademik olarak desteklemesi dışında bir beklentim olmadan St.Clements Üniversitesinde Klinik Psikolojisi doktorasına başladım. Doktora tezimi “Diş Hekimlerinin Mesleki Tükenmişliklerinin Kişilik Özelliklerine Göre Değerlendirilmesi: Hatay Örneği” adıyla tükenmişlik sendromu üzerine hazırlayıp sundum. Hipnodonti çalışmalarımda bu eğitimimin çok yararını görüyorum

 

2018 yılında Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi Sosyoloji bölümünde okumaya başladım.

Yaşam ve öğrenci koçluğu, EFT ve NLP, Aile danışmanlığı, Cinsel Terapi eğitimleri aldım.

Etkili İletişim ve Yöntemleri, Dental Anksiyete-Dental Fobi Yönetimi, Sınav Kaygısı Yönetimi, Stres Yönetimi, Hipnoz ve Hipnoterapi, Diş hekimliğinde Hipnoterapi, Diş hekimlerinde Tükenmişlik Sendromu, Pozitif Yaşam Becerileri, Eğitim ve Yaşam Koçluğu Kazanımları konularında konferanslar vermeye devam ediyorum.

 

Diğer taraftan da sağlıklı kalmaya çalışarak hayatımı kazanmaya, elimde sürünen bir hikâyemi tamamlamaya, dostlarımla yeni normallerimize uygun bir şekilde görüşmeye ve âşık olmaya devam ediyorum. Kızlarımla keyifli vakitler geçirmeye çalışıyorum. Kısacası, yaşıyorum yani… Ancak, kişisel gelişim alanındaki yolculuğum sayesinde de eskisinden daha farklı bir varoluşla yaşadığımı hissediyorum. Bu dünyadaki yaşam deneyimim, bu alandaki bilgi birikimimle birleşince ortaya çıkan “ben”i ben daha çok sevdim.

Eğer siz de gerçekten istiyorsanız, yaşamın arzu ettiğiniz her alanında kendinizi görünür kılabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken tek şey, varoluşunuzun sorumluluğunu alma cesaretini gösterebilmenizdir. Bu sizi özgür kılacaktır.

Bir sonraki yazımda Korona Günlerinde stres ve başa çıkma yöntemlerinden söz etmeye çalışacağım.

Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim.

Kalın sağlıcakla…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
20 Ağustos 2020
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.