DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
ALTIN 458,62
BIST 1.124
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Mevzi Sağanak
İstanbul
27°C
Mevzi Sağanak
Pts 27°C
Sal 27°C
Çar 23°C
Per 25°C

İçindeki hazineyi aramak

13.06.2020
6.754
A+
A-

Senin içinde bir can var, o canı ara.
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara.
Eğer yürüyen dervişi arıyorsan; Onu senden dışarıda değil, Kendi nefsinde ara! ‘’
Mevlana

İnsanoğlu, yaşamı boyunca varoluşunu sorgulamıştır. Varoluş, insanoğlunun en eski sorunsalıdır. Denge, ruh beden bütünlüğündedir. Ne demektir ruh beden bütünlüğü? Bu dünyada insan olarak doğup, bir hayatı yaşıyoruz. Büyük resme baktığımızda;
Doğuyoruz; İhtiyaçlarımız ebeveynlerimiz tarafından karşılanıyor. Karnımızı doyuruyorlar, güvenliğimizi sağlıyorlar. Gelişmemiz için okula gönderiyorlar.
Gelişiyoruz; Yaşadıkça anılar biriktiriyoruz. Her anıda bir şey öğreniyor, yorum yapıyoruz. Yorumlarımız geliştikçe bilgilerimiz çoğalıyor.
Öğreniyoruz; Büyüdükçe öğreniyor, öğrendikçe gelişiyoruz. Okulda ya da çevremizde her öğrendiğimiz şeyi depoluyoruz. Bilgiler biriktikçe bizi biz yapan düşüncelerimiz ortaya çıkıyor. Kararlar alıyoruz. Kendimizi hayat içerisinde bir mesleğe konumlandırıyoruz.

İçindeki Hazineyi Aramak

Çevremizden edindiğimiz bilgi, aldığımız sevgi, oluşturduğumuz itibar ile bir anlamda kimliğimizi oluşturuyoruz. Burada ‘’ben varım’’ diyoruz. Tüm bunları yaparken; bir anlamda kendi hayat senaryomuzu yazıyor; başrol oyuncusu olarak hem oynuyor hem yönetmeni olup dışarıdan bakıyoruz. Montaj yapamıyoruz hayatımıza, dışarıdan bakıp yaşanmışlıklara, ya eleştirip yoruyoruz kendimizi ya da öğrendim deyip yolumuza devam ediyoruz.

Bir yolculuk bizimkisi, en derinlere kendimize doğru yaptığımız yolculuk.

Ruh, bedenin gelişimini takip ederken, kendi derinliklerindeki soyut kavramları öne çıkarıyor. Beden somut, gözlemlenebilen verileri seçerken; ruh soyut kavramlar ile ilgileniyor.

Nedir bu soyut kavramlar?
Değerlerimiz, duygularımız, ön yargılarımız, varsayımlarımız. Hayatımızda tüm gelişim evrelerinde, anlam ihtiyacı yaşıyoruz. İnsan; anlam arayan bir varlık. Etrafındaki her şeye ve herkese bir anlam yüklüyor. Anlamlar ile hayatını şekillendiriyor diyebiliriz. Kararlar, seçimler insan hayatındaki şekillendirdiği anlamlarıdır.

Kararlarımızın tüm sorumluluklarının bizde olduğunu bilsek de; acaba hangimiz bunu gerçekten kabul ediyoruz?

Gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Bu noktada Anka kuşunun hikâyesini anlatmak isterim. Öyle bir kuş ki; gücü, saf olmayı, kendini yaşarken yaratmayı, küllerinden doğmayı, erdemliliği, zarafeti, adaleti temsil edermiş. Anka; öyle bir yerde yaşarmış ki, erişilmez yücelik, ve olağanüstülüğü simgelermiş.

Birçok kültürde, farklı isimlerde yer alan evrensel nitelikli, mitolojik bir kuştur. Her kültürde farklı isimlerde aynı anlamı içeren hikâyeler anlatılır. Muazzez Ilmiye Çığ şöyle diyor; ‘Simurg, Fars (İran) mitolojisine ilişkindir. Osmanlılar döneminde veya günümüzde Türkler, ‘Anka’ veya ‘Zümrüd-ü Anka’ ya da kimi görüşe göre ‘Toğrul’ derken, bunun batıdaki ismi ‘Phoneix’dir. Farsça’da ‘si’ 30, ‘murg’ ise kuş anlamındadır. Böylece si+murg= 30 kuş anlamına gelse de, mitolojide 30 ayrı kuştan bahsedilmiyor. Yanılgı burada Mitolojide bahsedilen ( hedefe ulaşan) ‘Simurg’un 30 kuş büyüklüğünde tek bir kuş olmasından söz ediliyor.

Bu kuşun efsanevi Kaf Dağı’nın tepesindeki Bilgi Ağacı’ nın tepesinde yaşadığına inanılırmış. Altın, bakır, kırmızı, mor, beyaz, mavi ya da sarı gibi çok farklı ve renkli, uzun tüylü, güzel sesli ve çok büyük erkek bir kuşmuş. Anka, uçmak istediğinde kanatlarını çırpar, bilgi ağacının yapraklarını titretir, her bitkinin tohumlarının dökülmesine neden olurmuş. Bu tohumlar dünyaya dağılır, böylece çok çeşitli bitkilerin kök salmasını sağlarmış. Bu bitkilerin insanların tüm hastalıklarını tedavi ettiklerine inanılırmış.

Ölümün yaklaştığını hissettiğinde; kuru otlardan, çalı, çırpılardan yuva yaparmış, tırtılın kozası misali kendini bu yuvaya hapseder, ölümü beklermiş. Çok büyük olan bu yuva güneş ışıkları ile yanar, Anka’da burada ölümünü beklermiş. Sonra tekrar yumurta olur ve doğarmış. Birçok kültürde bu özelliğinden dolayı yeniden doğumu, bilgeliğe ulaşmak, içteki hazineyi bulmak için yanmak gerektiği inanışını getirmiştir.

İçindeki Hazineyi Aramak.

Yüzü insana benzermiş, kimin başına konarsa zenginlik ve başarı getirdiğine inanılırmış. İnsan gibi düşünüp konuştuğuna, evrenin tüm başlangıçlarını ve sonunu gördüğüne inandıkları için bilginin ve bilgeliğin sembolü olarak görülürmüş. Gözyaşında şifa olduğuna inanılan bu kuşun, dünya’ da sadece tek ve benzersiz olduğuna inanılırmış.

Bu kuşu görmek, ulaşmak oldukça zormuş, bunun için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Efsaneye göre; kuşlar Anka Kuşu’ na çok inanırlarmış. Bir gün kendi içlerinde huzursuzluk olmuş ve bilgeliğinden dolayı ona danışmak istemişler. Kuşlar hep birlikte uçarak yolculuklarına başlamışlar. Anka’nın yuvasına ulaşmak için sırasıyla tüm vadileri görmeye başlamışlar.

1) İstek Vadisi; Burada kuşlar dünyevi istekleri ile yüzleşmişler. Sabrı az olanlar, yorulanlar, düşenler olmuş. Bu vadi bir cennete benziyormuş, aradıkları her şey varmış ve iradeleri ile buradan geçeceklerini keşfetmeleri gerekiyormuş. Sınırlar yokmuş. Zevke, sefaya, bütün emellerine kavuşabileceklermiş. Öyle çok kuş vadinin sihrine kapılmış, öyle çok şey istemişler ki maalesef birçok kuş burada kalmış ve cennet onlara adeta cehennem olmuş.

2) Aşk Vadisi; Aşk denizinden geçerken, gözlerinin önünü sis perdeleri kaplamış, yollarını göremez olmuşlar. Gördükleri biçimsiz şekilleri, taşları, odun parçalarını, birer sülün, birer kuğu sanmışlar. Gözleri kör olmuş, sürüklenmiş ve gözden kaybolmuşlar.

3) Cehalet / Ustalık Vadisi; Her şeyin gözlerine güzel göründüğü bu vadiden geçerken bazı kuşlar hiçbir şeyi önemsememeye başlamış, önemsemedikçe düşünmemiş, düşünmedikçe unutmuşlar. Anka Kuşu’ nu bile unutmuşlar, unuttukça yükleri hafiflemiş ve gülümsemeye başlamışlar. Nereye gittiklerinin hiç bir önemi kalmamış. İlginç nesneler görmüşler ancak ne olduğunu sorgulamamışlar. Bu vadiden geçmenin tek yolu ustalaşmak olduğunu anlayanlar yoluna devam etmiş, anlayamayanlar, cehaletin gölgesinde amaçsızca bu vadide kalmış.
4) Ayrılık / İnançsızlık Vadisi; Vadiye girdiklerinde birden her şey anlamını yitirmiş. Gittikleri yolun, amaçlarının anlamsız göründüğü bu vadide kuşlar, Anka Kuşu’nu bulamayacaklarını, yolda öleceklerini düşünmeye başlamış. O kadar yolu boşuna gittiklerini düşünen kuşlar, Anka’yı bulmanın hiç bir şeyi değiştirmeyeceği inancına kapılmışlar. Kesin öleceklerini iddia edenler, Anka’nın çözüm bulamayacağını söyleyenler, bu kadar yolu boşa geldiğini, emeklerinin boşa gittiğini düşünenler varmış. Kanadı yaralanan bir kuşun aşağıya düştüğünü, hepsinin başına aynı şeyin geleceğini bağıra bağıra söylemişler. Tüm bu olanlardan sonra kuşların birçoğu yolu tamamlayamayacaklarını ya da tamamlasalar da hiçbir işe yaramayacağını söyleyip, geri dönmüşler. Oysa bu vadi inancın ve sabrın vadisiymiş, umutla, sabırla inancını kaybetmeyen kuşlar, yollarına devam etmişler.

5) Yalnızlık / Beraberlik Vadisi; Hepsinin kendini yalnız hissettiği bu vadiden geçerken kuşlar, yalnızca kendini düşünmeye başlamış. Bazıları kendi başlarına hareket edip yönlerini kaybetmişler, kendi için avlanmaya gidip büyük hayvanlara yem olmuşlar. Vadiye giren bütün kuşları endişeye kapılmışlar. Acıkan sadece kendi karnının doymasını düşünmüş, tek başına avlandığı için de başarılı olamayıp daha büyük hayvanlara yem olmuş. Her biri kendi başına hareket etmeyi seçmiş, milyonlarca kuşun aynı amaç için uçmakta olduğunu unutmuşlar.

6) Hırs / Dedikodu / Kıskançlık / Şaşkınlık Vadisi; Kuşlar, vadiye girdiklerinde her köşesinde fısıltılar duyulmaya başlamış. Anka Kuşu hakkında olan bu dedikodular şöyleymiş; En arkadaki kuş, Anka’nın yeniden doğuşta tüylerinin yandığını söylemiş. Öndeki kuş bunu duyar ve yanan tüylerin tekrar çıkmadığını söylemiş. Bir öndeki kuş, yanan tüyleri çıkmadığı için Anka Kuşu’nun gizlendiğini söylemiş. Bir öndeki kuş, morali bozuk olduğu için saklanırken, onu görenlere zarar verdiğini söylemiş. Daha öndeki kuş, herkese zarar veren Anka’nın, dayanamayıp kendini öldürdüğünü söylemiş. En öndeki kuşa, gitmeye gerek kalmadığı, Anka’nın toprak olduğu bilgisi gelmiş ve birçok kuş söylentilere inanarak geri dönmüş. Oysa bu vadide önemli olan yolundan dönmemekmiş.

7) Yokluk / hiçlik / Benlik Vadisi; Bütün kuşlar ‘’Ben’’ vadisine girer girmez, içlerinde değişik bir his uyanmış. Her kuş ayrı bir şey söylemeye başlamış, biri diğerinin kanadını beğenmemiş, diğeri her şeyi bildiğini iddia etmeye başlamış, yanlış yoldan gidildiği söylen olmuş. Hepsi bir şey söylüyormuş ve kendi söylediğinin doğru olduğunu kabul ettirip lider olmaya çalışıyormuş. Böylece vadiyi geçip “ben” düşüncesinden uzaklaşana kadar en öne geçmek için birbirlerini ezip durmuşlar. Bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Yorucu yolculuktan sonra, ulaşamayacaklarını düşünmüşler. Sabırları tükenmiş.

Geriye Kaf Dağı’na ulaşabilen sadece 30 kuş kalmış. Dağın tepesine ulaştıklarında kuş, yuva ya da kül; hiçbir şey bulamamışlar.
Tüm bu çetin vadileri aşıp, hala umutla en büyük dağa ulaştıklarında elde ettikleri bilgi ve tecrübeleri onları bu var olma yolculuğunda Anka Kuşu yapmış.

Bu hikâye özünde bir insanın gelişim, bilgelik sürecini anlatır. Bu vadilerden geçen ve kendi gerçekliğini bulan insanın her vadide kendisine baktığı aynadır Anka Kuşu. Farkındalık, gelişim ve dönüşüm yolculuğunda, kendi gerçekliğini bulmuş insanı anlatır, Anka Kuşu.

‘’ Dünyayı hazine bulmak için araştırıyorsun, ama gerçek hazine kendinsin. Eğer ekmekle kandırılıyorsan, sadece ekmek bulursun. Ne ararsan ona dönüşürsün.‘’

Mevlana

BURCU TOPÇU EKELİK


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.