DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
ALTIN 477,171
BIST 1060,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 32°C
Rüzgarlı

Bedeli ödenmiştir

Kelimeler inşa ederler. Ağzımızdan çıkan her sözcük, ne kadar, inancımızla, iç kabulümüzle ve bireysel gücümüzle yüklü ise… Tıpkı hedefine doğru uçan posta güvercinleri gibi havaya yayılırlar ve hedeflerine doğru giderler. Her ne kadar sorumluluğu üstlenmekten kaçsak da hayatlarımızın mimarı büyük ölçüde bizleriz, her birimiz. Yaydığımız her plandaki dalgalar bize döner.

Eğer yeterince bilinçli değilsek; kelimelerimiz, dileğimiz bizim ayağımıza dolanan ağır bir taş olur. Günlük hayatın kolayca aşılacak bir küçük zorluğunda hemencecik sabır dileyiveriyorsak, hayatımızı zorlaştıracak bir posta güvercinini uçurduk demektir. Üstelik bunu olur olmaz bir şekilde yineleyip pekiştiriyorsak daha da fena. Birçok defa etrafımdaki insanları bu konuda uyarmak gereğini hissetmişimdir. Sabır, sadece ölümde dilenmesi gereken bir şeydir.

Peki bir vefat durumu hariç sabır dilemek ne demektir? Şu anlama gelir: Ben sabırlı olmayı öğrenmek istiyorum. Öğrenme olayımız nasıl bir yol izler? Bizi bu konuda geliştirecek birçok deneyimle. Posta kuşları bizim sabır dileğini yerine getirir ve sabır göstermek zorunda kalacağımız olayları yaşamaya başlarız. Ne mi olur? Biz sabır çalışma talebimizi zaten çoktan unutmuşuzdur ve olan her olayda daha çok mızıldanıp daha çok sabır isteyerek kendimizi kısır döngüye tıkmış oluruz. Ta ki artık “ Sövene dilsiz gerek, vurana elsiz gerek”(Yunus Emre) seviyesine gelip sabrı öğreninceye ve kabule geçinceye dek bu böyle gider.

Birisi (ki bunların sayısı çok da değildir bu arada) “Bilge olmak istiyorum” derse; bu ne demektir? Ben içimdeki karanlıkla karşılaşmak istiyorum, içimdeki hırs, öfke ve tutku ateşlerinde yanmaya ve onları bırakmaya hazırım, uçurumdan düşüp ayağa kalkmaya hazırım, geçtiğim tüm acı dolu basamakları kabule ve onları saf akla, sevgiye, merhamete, anlayışa dönüştürmek için yılmadan çalışmaya hazırım demektir. İşte bu posta kuşu da havalanır ve nezaketle size zorluklarla dolu, bir deneyim alanı hazırlar. Nihayetinde öğrenmemizin her seferinde denemekten başka yolu yoktur. Size bol düşmeli, tutunduğunuz kabuklardan vazgeçmeyi sağlayacak acılı parkurunuza davet eder.
Nasıl kaslı bir vücuda sahip olmak için saatlerce ter dökmek ve çalışmak gerekiyorsa, güçlü bir ruha sahip olmak için de benzer şekilde antrenmanlar yapmak gerekiyor. İnsan ruhunun ve aklının da kaslarının diri ve güçlü olmasının yolu da bu: çalışmaktır.

Ve doğanın temel matematiği her planda aynı işler. Hayatınızda neyi ihmal ediyorsanız, bakımsız bir bahçe veya içinde yaşanılmayan evler gibi bir süre tozlanır ve hızlı bir şekilde çöküşe ardından dağılmaya geçer. Hayat böyle bir şeydir. Güçlü, sağlıklı ve işlevsel araçlara sahip olmak istiyorsanız onları çalıştırmak, düzenlemek, ayıklamak temizlemek gereği vardır. Bedenimiz, duygularımız, aklımız, irademiz, sağduyumuz ancak böyle güçlenir.

Biz çoğu zaman sadece sonuca bakarız ve onun ardındaki emeği düşünmek aklımıza gelmez. Birisi en küçük şeylerden memnun olmayı biliyorsa, yeterince kayıp yaşamıştır. Birisi tüm varlığıyla ışıldayarak gülebiliyorsa, ruhunun karanlık gecesinden zaferle çıkmayı başarmıştır. Birisi zorluklar karşısında dik durabiliyorsa ve korkusuna rağmen adım atabiliyorsa, kendi uçurumlarına her düşüşünde bakışını gökyüzüne doğrultup, rağmen ayağa kalkarak gücünü eline almıştır.

Kaç yaşında olursa olsun, yeni başlangıçlara, güzellikler doğurmaya bir çocuk gibi coşkuyla koşuyorsa, pişmanlıklara kapıyı kapatmış, hatalarından öğrenmeyi seçmiş demektir. Dışarı bakıp gelmeyeni, olmayanı, dolmayanı suçlamakla vakit kaybetmeden, “Ben ne yapmalıydım?” ya da “Neyi yapmamalıydım?” sorularını sorabilmişlerdir.

Zoru bilmek ama kolaya kaçmamak, karanlıktan geçmek ama ışığını korumak, acıyı tatmak ama onu şerbete dönüştürmek, gelene sabır ve şükürle yaklaşıp, kötüye rağmen iyi kalmayı tercih etmek, o kişinin mayası ile ilgilidir.

Gördüğünüz hiçbir iyi, güçlü, ışıklı, başarılı, merhametli insan öylesine doğmaz. Onlar oluşurlar. Onlar seçerler, onlar kendilerine gelen ne olursa onu alıp ışığa, sevgiye ve umuda dönüştürmeyi seçerler.

Hayatın matematiği var. Kendi içimizde bir metre yol aldıysak, görünümler dünyasını da bu bir metre içinde anlamlandırıp konumlandırabiliyoruz. Biz neysek, ne kadarsak anlam da derinlik de o kadar. Bu nedenle sahip olunan hiçbir şey bağış değildir. Bedeli ödenmiştir. Bedelini ödemeye hazırsan istediğin şey senindir.

Emel Eva Tokuyan


YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.