Ekonomi Doktorunuz

DOLAR 7,9170
EURO 9,4483
ALTIN 459,97
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Çok Bulutlu
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Per 15°C
Cum 15°C
Cts 14°C
Paz 14°C

Özgür irade pandeminin neresinde?

17.04.2020
13.564
A+
A-

“Ne kadar ilkel bir dünyada yaşıyoruz, değil mi Will? Ne vahşiyiz, ne de bilge. Arafta kalmak bu dönemin laneti”  dedi Hannibal Lecter. 

Film yıllar önce çekilmişti, ama şu anda yaşadığımız pandemi günlerinde gerçekten yaşadığımız şeyi o kadar iyi özetliyordu ki.  Ne vahşi, ne de bilge! Hayatımızı sadece dürtülerle yönetmeyecek kadar gelişmiş, kendimiz ve yaşamın bütünü için en doğru kararları alamayacak kadar henüz öngörü ve sezgileri yeterince olgunlaşmamış durumda arada bir yerlerde geziniyoruz, bazen de iki uç arasında salınıyoruz. Hayat da bizi karşımıza çıkardığı olaylarla sınayıp duruyor.

Şu zamansızlıktan, kendimizle kalamamaktan şikayet ettiğimiz bu pandeminin ilk günlerinde yavaşlamak hepimize nasıl iyi gelmişti, değil mi? Yavaşladık, kendimizi yeniden hatırladık. Fazlalıklarla dolu olan dolaplarımızı boşalttık, içimizde biriktirdiğimiz tozu toprağı dökmeye başladık. Hatta kadın erkek fark etmeden evlerimizi temizlemeye, ekmek yapmaya kadar Maslow’ un en alt basamağındaki yeme-içme gibi ihtiyaçlarımızı temele inip kendi ellerimizle kendimiz için karşılamaya başladık. Zihinsel anlamda o kadar ustalaşmaya eğitilmiştik ki pizzalar, mousselar, lahmacunlar, turtalar sosyal medyada yarışır, havada uçuşur oldu. Hep ileri gitmeye alışmıştık, hızımızı alamadık. Sonra ne mi oldu? İki hafta sonra herkes eski yaşamlarına geri döndü. İlk deneyimlerin heyecanı sönmeye başladı,  eski konforların arayışı başladı. Ve en iyi bildiğimiz yaşamlarımızı, özlediğimiz demiyordum çünkü zaten şikayet ediyorduk, bu yeni düzene, hatta çok daha küçük metrekarelere entegre ettik. Sonra yine zamansızlıktan şikayet etmeye başladık. İşlerin yetişmediğinden, konforlu gözüken ama kendimiz eksik olduğu için eksik yaşamlarımızdan yine mutsuz olmaya başladık. Kendimizle o kadar uzun zamandır temasımız yoktu ki, iç sesimizi, sezgilerimizi duymayı o kadar unutmuştuk ki yeniden bir araya gelmeyi de devam ettiremedik. Keşke yanlış olanı, değişmesi gereken eskiyi yıkabilecek kadar vahşi, ya da dönüşmesi gerekeni kabullenip gitmesine izin verecek, yeninin gelişine yol açacak kadar bilge olabilseydik. Ama dönem araf dönemi ya sınav da bizim sınavımız… İşte özgür iradenin, yaşamı gerçekten seçebileceğimizin kanıtı da tam burada. Hayat bizi durmak istediğimiz yerde serbest bırakıyor.

{youtube}https://youtu.be/96WQzeAD3aM{/youtube}

Değişmek mi istiyorsunuz? Öncelikle bedenlerimizde ve zihinlerimizde otomatik olarak neler olduğunu farkında olmamız gerekiyor. Öncelikle size bir kavramı tanımlamak isterim. Bu “İnflamasyon” dediğimiz bir terim. İnflamasyon bakteri, virüs gibi organizmalara, yabancı maddelere veya dokumuzun yaralanmasına karşı vücudun savunma tepkisidir. Zarar görme olasılığı olan vücudu korumak için bağışıklık sistemi bir takım önlemler alır. İlla ortada bir mikrop olması gerekmiyor, ancak bağışıklık sistemi askerlerini görünen veya görünmeyen tehlike ile savaşmak için o bölgeye gönderir. Askerler bilirsiniz bazen savaşmak için, bazen düzen sağlamak, bazen de yardım için görevli olarak bir bölgeye gider. Bedende olan da aynısı. İşte inflamasyon da askerlerin bir bölgeye gidip orada askeri bir düzen kurmasına verdiğimiz isim. Bu inflamasyonu  yönetmek için bedenimizde belli bir takım hormonlar salınıyor ve tepkimeler oluyor. Ama unutmayın ki her türlü stres de bir inflamasyondur, bedene askerlerini hazırda tut bir tehlike var der ve askerler olası tehlikeye hazır olmak için bedende kendilerine göre bir düzen kurarlar. Ve artan inflamasyona hormonlar, kimyasal maddeler yani askerler yetişemezse fizyolojik anlamda artık yıpranma başlar ve stresin bedensel izleri ortaya çıkmaya başlar. Yorgunluk, dikkat azalması, unutkanlık ve benzeri gibi. Bulunduğumuz durum maalesef bilinmeyenler, yaşam korkuları, sevdiklerimizi kaybetme korkusu, finansal korku, bedensel zarar görme olasılığı ile her geçen gün stresimizi giderek arttırıyor. Eğer biz stresimizi ilk olarak farkına varıp, kabullenmezsek otomatik tepkimiz ilk olarak yeniliğin, bilinmeyenin getirdiği tüm stresleri yönetmek adı altında eskiye, bilindik, sözde güvenilir yere sığınmaya çalışmak olacak. Yenilik, değişim de bir stres kaynağı olduğundan gemiden atabildiklerini atacak, aslında en çok ihtiyaç duyduğu kısmı belki de ilk atmış olacak. Yani onu o araftan, sıkışmış yaşamdan çıkartacak güçlendirecek kısmı.

Ama unutmayın dönem öyle bir dönem ki global anlamda ilk defa böyle bir şey deneyimliyoruz. Ve bu istesek de istemesek de maddi manevi tüm yaşamlarımızı değiştirecek.  O yüzden bizim özgür irademizle yaşamı ve yeniliği seçmemiz gereken bir dönem var kapımızda. Bizim kabuklarımıza saklanmamız çözüm değil, bilinçli olarak hem vahşi hem bilge tarafımıza sahip çıkıp bizi bekleyen yeni yaşamlarımıza adım atmalıyız. Ve bu ilk olarak durduğumuz yeri farkında olarak olur. Tepkisellikten bilinçli olmaya doğru kendimi ze, yaşamlarımıza sahip çıkıp ilk adımlarımızı kendi gökyüzümüze atmaya ne dersiniz? Özgürlük önce içeride başlar. Sevgiyle kalın.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.