DOLAR 7,8245
EURO 9,1949
ALTIN 477,02
BIST 1.123
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Gök Gürültülü
İstanbul
24°C
Gök Gürültülü
Per 25°C
Cum 26°C
Cts 27°C
Paz 28°C

Sağlıklı evliliğin başarı anahtarı

09.02.2019
6.409
A+
A-

Sağlıklı evliliğin başarı anahtarı

Bir gün genç bir erkek danışanım seanslardan birinde “Bir başka kadını sevemiyorum, çünkü annemi kırmaktan korkuyorum. Annemi çok seviyorum” diyerek kendini ifade etti.

Genç adamın bahsettiği şey gerçekten sevgi miydi?

Fiziksel doğum gerçekleşir ve anne karnında mevcut olan göbek bağı kesildikten sonra bebek, fiziksel anlamda birey olmaya doğru yola çıkar. Bununla birlikte, anne ile doğru zamanlarda psikolojik bağlar kesilmediği takdirde, ilerleyen yaşlarda kişilerin gerçek bir birey olarak davranması büyük bir sekteye uğrar.

Dünyaya gelen her varlık gibi hepimiz kendi ebeveynlerimizle ve atalarımızla aile sisteminde ruhun derin hareketleri doğrultusunda ilişki halindeyiz.

Bu ilişkinin, ruhsal mekanizmanın denge ve düzen çerçevesinde işlemesi açısından değeri ve önemi tartışılmaz. Bununla birlikte, psikolojik bağ dediğimiz bir tür borçlanma ve anne ile var olabilme ve korunma ihtiyacı, zamanında doğru adımlar atılmadığında bireyin kendi içsel dünyasından, dışa doğru dönmesine engel olur. Bu bağların dozajı kişiye göre değişse de günümüzde birçok erkeğin ve kadının içsel anlamda özgür olamamalarının ve ilişkilerinin sekteye uğramasının temel nedenlerinden biri budur.

Kişi dışa dönemez ve halen sözde ana rahminin korunaklı ortamında güvenlik içinde kalmaya çalışır. Hayata kendi bütünsel varlığı ile dâhil olamaz.
Dışa dönüklük, hayat ve hayatın içinde olanlar ile kurulan ilişki ve iletişim bütünlüğü olarak tanımlanırsa, kişinin yaşamında bu etkileşimin verimliliği, tamamıyla iç dünyasının özgürlüğü ölçüsünde dışa doğru ne kadar dönülebildiği ve başkalarını sevebilmeye ne kadar açık olduğu ile ilgilidir.
Anne ve baba varlığa aracıdırlar özeldirler. Aile sisteminin temelini oluştururlar.
Eğer anne ve babanızı yaşatmak istiyorsanız, içinizde yaşattığınız anne ve babaya dair sizi sınırlayan, bağlayan, yargı, aşırı düşkünlük, korunma ve güvenlik beklentisi gibi sizi farkında olmadan onlara bağımlı kılan bağları kesmelisiniz.
Birçok çocuk, yaşamın parçalanmış gerçekliklerine boyun eğmek zorunda kalırken, bir yandan da derin bir kızgınlık ve kendi olamamaya dair içeride bastırılan nefret ve kızgınlık duyguları ile büyür. Genellikle iki veya üç yaşlarında ve sonra ergenlikte açığa çıkan öfkeli davranışların temeli, varlığın kendi olmakla, olamamak arasındaki çatışmadır. Ancak, bu çatışma ve duyguların bu dönemlerde de yine tam anlamıyla ifade edilmesine izin verilmez ve birikmeye devam eder.

İlginç olan kızgınlık ve nefret duyguları öylesine derine bastırılır ki çoğu zaman seanslarda en çok sevilen kişinin en fazla kızgınlık hissedilen ve bağımlı olunan kişi olduğu ortaya çıkar.
Bu kızgınlık ve nefret duygularıyla yüzleşmediğinde kişi, gerçek sevginin yaratım gücünü ve başkalarını sevebilme potansiyelini kullanamaz.

 

Gerek evlilik gerekse her türlü birliktelikte birey olabilmek için kişinin, güvenlik alanı olarak kurduğu bağların ve bastırdığı duyguların farkında olması, bu bağların çözülmesi ve duygularla yüzleşmesi gereklidir.

Aksi halde kişilerin kurdukları aile sistemi, kendi içsel özgürlüklerini ve gerçek sevginin yaratımını kullanmak yerine en küçük aksilikte annenin kanatlarında güven bulacağı veya bastırılmış kızgınlıkların oluşturduğu gölge yanların eşlere yansıtıldığı bir forma dönüşmeye başlar.

Çoğunlukla erkeklerin tesadüfî olmayan bir akışla ve bilinçdışı farkındalıkta annelerine benzer bir kadını eş olarak seçmeleri, kadınlarla olan ilişkilerinde problem yaşamaları, halen anne ile psikolojik bağların çözülmediğinin göstergesidir.

Aynı şekilde, evlendikten sonra annenin kontrolünde kalan, sürekli onay alma ihtiyacı duyan, aşırı düşkünlük ile yaşamının çoğunu anne ile geçirmeye meyli olan ve evlilik çatısı altında kalamayan kadınlar için de aynı şey geçerlidir.

Bu aşamada yazının başına dönersek verdiğim örnekte gerçek bir sevgiden bahsedilebilir mi?

Gerçek sevgi koşulsuz ve bütünüyle sorgusuzdur. Asla başkalarını sevmeye engel olamaz. Burada engelleyici olan, kişinin anne ile zamanında koparması gereken psikolojik bağlarını koparamaması ve bu sınırlayıcı bağlar yüzünden farklı bir kadını sevememesidir. Öte yandan anne için ifade ettiği sevgi de gerçek sevgi değil kendini korunmanın bedeli olarak borçlu hissettiği bilinçsiz bir sevgi formudur.

Kişi kendi sorumluluğunu ve ilişkilerin sorumluluğunu almaya dair gücü kendinde bulamamaktadır. Çünkü annenin onu terk edeceğinden korkar. Gündelik hayatta her şey normal olabilir ancak kişi dış dünyanın baskısı ve yolunda gitmeyen durumlar ile karşılaştığında kendi başına problemler ile baş etme yeteneğini kullanmak yerine annesinin veya anne olarak seçtiği kadının kanatlarının altına koşmaya meyillidir.

Anne ile kurulan bu bağlar kişiyi kendi birey olma yolculuğunda mücadeleden yoksun bırakarak yardımı anneden bekleyen bir konumda tutar. Bu yüzden annesi gibi olmayan başka bir kadını sevmek anneye ihanet olacaktır. Öte yandan kişinin birey olmasının önünde duran bastırılmış kızgınlık ve öfke kişinin iç dünyasında özgür olmakla olamama arasında büyük bir baskı yaratmaktadır. Özgürlük ancak bu duygular ile yüzleşerek kabullenmekle filizlenebilir.

Anne de yetiştirdiği çocukların bir birey olduğunu kabul etmeli ve aşırı koruyucu ve baskıcı ebeveyn rolünden kendi farkındalığını artırarak dengeli bir davranış tarzına geçmelidir. Özellikle erkek çocukların yetiştirilmesi sürecinde annenin çocuğuna nasıl davrandığı, çocuğuna ruhsal anlamda nasıl anlam yüklediği ve onun varlığına ne kadar özgür olma hakkı tanıdığı günümüzün dramatik olaylarını minimize edebilme sürecinde büyük önem taşımaktadır.

İlerleyen seanslarda genç erkekte bastırılmış güçlü bir öfke ile yüzleşmenin yaşandığını ve bu yüzleşmenin ardından kişinin zamanla kendini ve başkalarını sevebilme gücünü kullanarak anneden özgürleştiği görülüyor.

Bu hikâyede anne modelinin oğlunu, eşinden göremediği ilgi ve sevgiyi almaya çalışırken farkında olmadan ona kocasının sorumluluğunu yüklediğini ve genç erkeğin de buna boyun eğmek zorunda kaldığını ve bu yüzden gizli bir öfkeyi bastırdığı da ortaya çıkar. Genç erkek onu tetikleyen bu birikmiş öfkenin varlığından rahatsız olduğunda seanslara gelerek gelecekte, annenin kontrolünde olması muhtemel mutsuz bir evliliği yapmamak adına da önemli ve cesur bir adım atmış oldu.

Bugün, dünyadaki savaşların temelinde kişilerin içlerinde yüzleşemedikleri baskılanmış kızgınlık ve nefret duygularının oluşturduğu gölge varlıklarını başkalarına yansıtmaları yatıyor. Düşünün ki hepimiz çocuktuk ve farkında olmadan bizi kendimizden alıp uygarlığa adapte etmeye çalışan kurallara kızgınlığımızı çok derinlere bilinçaltına gömdük. Ne var ki bizi kontrol eden bu güç, her birimizin hayatını inşa ediyor. Ve eğer, evlilikler de bu gölgelerin yansıtılması ile sürdürülürse geçmiş yaralara ait olan kızgınlıkların bedelini eşler ödemez mi? O zaman, kendisini ve kendi yansımasından eşini de anlayabilen, birbirlerinin yaralarına farkındalıklı bir yaklaşımla dokunabilen evlilikler kurulmalı ki gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam sunabilelim.
Kurduğumuz her türlü ilişkinin kökeni iç dünyamızda anne ve baba ile inşa ettiğimiz ilişkinin dinamiklerine uzanır. Bu sebeple çoğunlukla bilinçdışı düzeyde olan bu baskılanmış duygu ve yaklaşımların öz farkındalıkla gün ışığına çıkarılması çok önemlidir. Sağlıklı evlilikler yeni nesillerin gerçek sevgi temeliyle doğmalarını sağlar. Dünyanın, kendisiyle barışık bireylerle oluşan huzurlu bir yere dönüşmesini istiyorsak çocuklarımız için kendimizden başlamalıyız.


YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.