Ekonomi Doktorunuz

Doğrulama: 9932bc40d0f227dc
DOLAR 7,4901
EURO 9,0468
ALTIN 413,92
BIST 1.531
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 11°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
11°C
Parçalı Bulutlu
Per 10°C
Cum 15°C
Cts 13°C
Paz 10°C



Hayat ve yaşam tanımsal ve anlamsal olarak aynı mı sizce?

Sibel Kekül
Spiritüel Enerji Koçu / Eğitmen
28.01.2021
1.098
A+
A-

Hayat ve yaşam kelimeleri tanımsal ve anlamsal olarak aynı mı sizce? Bendeki karşılıkları aynı olmadığı için bir de sözlük araştırması yapayım dedim ve şunlar çıktı karşıma: Hayatın birincil anlamı; yaşam ve dirim, ikincil anlamı; doğumdan ölüme değin geçen süre. Yaşamın anlamı ise; canlılarda doğumdan ölüme değin, etkinliği sağlayan olgular bütünü.

Bize verilen hayatı, tamamen dış etmenlerin yönlendirmesin de, metazori ve birbirinin aynısı şeklinde yaşadığımızı farkında mıyız ya da ne kadar farkındayız? Sanki hiç zorlama yokmuş gibi algılayıp yaşamamıza rağmen, içten içe aslında bir şeyler ters gidiyormuş ve hayatımızın ipleri bizim elimizde değilmiş gibi hissetmiyor muyuz? Hele ki içinden geçtiğimiz süreçle ilgili…

Hangimiz gerçek nedeni biliyor? Kaçımız sorguluyor? Sorguluyor isek nereye kadar devam edebiliyoruz; müsaade edilen noktaya kadar. Yani, hayatımızın hangi alanlarını gerçekten kendi seçtiklerimizle, seçtiğimiz şekilde yaşıyoruz? Kaçımız gerçekten istediği hayatı yaşıyor? İster dikte edilen deyin, ister sunulan deyin, fark etmez, hangimiz hayatını istediği olgularla dolduruyor?

Hayatı bize anne babamız verdi, onlar sayesinde bedenlendik, nefes almaya, yaşamaya başladık. Dünyaya geldiğimiz ilk günden beri, önce ebeveynlerimizin yönlendirmesiyle, sonra okul hayatındaki öğretmenlerimizin yol göstermeleri ile, arkadaş etkileşimleri derken üniversite seçimi geliyor önümüze. Bambaşka eğitimler almak istedik belki ama manipülasyonlar ve yine sınav sistemi kaynaklı etkenler yüzünden çokta istemediğimiz alanlara yöneldik. Üniversite eğitimi istemedik belki ama anne-baba baskısı, sosyal çevre kabulü, para kazanma kaygısı derken bir şekilde eğitimler tamamlandı, mutlu ya da mutsuz…

Bugüne kadar maruz kaldığımız manipülasyon ve provakasyon sayılamayacak kadar çok ve çeşitli. Sonra iş hayatı başladı. Başvurular yapıldı, görüşmeler, mülakatlar, elemeler, sanki NASA ya eleman alıyorlar, astrofizik soruları çözülecek… Evet, başvuruları siz yaptınız ama siz istediğiniz işe giremediniz, yani aslında işi siz seçmediniz, onlar sizi seçti. Tabii işe girmeyip başka şeylerde yapanlar var. Anlatmak istediğim; bize verilen hayatın içini, bizim reel seçimlerimizle ne kadar doldurabildiğimiz ve bunun ne kadar farkında olduğumuz.

Toplumsallığın ve kurumsallığın  didaktiğine uymak zorunda kalan yaşamlarımızı, kendimiz olarak yaşayabilmek lüks değil de ne…? Sosyal hayatın içinde varlık gösterebilmek için feragat ettiklerinizi bir düşünsenize… Bizlerin tek ve hür iradesi, hayata gelmeyi seçmektir. Bu hayatın içinde ne yaşadığımız, nasıl yaşadığımız ise, hiç bir zaman tamamen bizim inisiyatifimizde olmadı.

 

Peki, bunun mümkün olduğunu fısıldasam… Yaşadıklarımızı, yaşayacaklarımızı hür irademizle seçebilmemizin mümkün olduğunu söylesem. Evet, bunu hepimiz yapabiliriz. Bahsettiğim dağ başında, deniz kıyısında bir köyde tecrit  hayat değil. Metropolde, sosyalleşerek, paylaşarak, örnek olarak, üreterek ve en önemlisi de mutlu olarak bunları yapabileceğinizi bilseniz, nasıl başarabileceğinizi merak ederdiniz değil mi…? Çoğu spiritüalistin dediği gibi; uyanarak, içine dönerek, aydınlanarak, frekans yükselterek, doğal taşları okşayarak, sürekli meditasyon yaparak, nefes çalışarak, uçarak – kaçarak demeyeceğim, emin olun.

 

Tek gerçek bir yöntem var, o da kendinizi tanımanız! Hangimiz, kaçımız kendini tanıyor her yönüyle… İyi – kötü, aydınlık – karanlık, mutlu – mutsuz vb taraflarımızı ne kadar biliyoruz? Ne kadar kendimizleyiz? Yoğunluktan, stresten, işten, trafikten, eşten, çocuktan, anne – babadan, arkadaştan kendimize ne kadar vakit ayırıyoruz? Kendimizle randevumuz en son ne zamandı? En son ne zaman kendinizle baş başa kaldınız? Hiç mi kalmadınız…?

 

Yaşınız, konumunuz, paranız – pulunuz, statünüz, ağrınız – sızınız,  özlemleriniz, istekleriniz fark etmeksizin, hiç bir engel olmaksızın, kendini tanımak isteyene, buna cesaret edene bravo der ve ayakta alkışlarım. Neden mi? Bakalım kendini tanımaya başladığında, senin sandığın sen olmadığını anladığında, ne yapacaksın… Bir sır vereyim sana; sandığın sen olmadığını anladığında, gerçek SENe yolculuğun bile muhteşem olacak. Yaşarsan anlayacaksın… Var mı cesaretin?

 

ETİKETLER: , ,
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.